Bir gün iyikilerimin arasına bu dileğin gireceğini hiç düşünmezdim. Beni de şaşırtan bu dileğim Netflix’in meşhur dizisi The Crown’u izlerken oluştu.
Kraliçe 2. Elizabeth’in hayatını konu alan bu dönem dizisi kostümleri ve dizide yaratılan gerçekçi atmosferiyle olabildiğince ilgi çekici.
Belgesel niteliği taşıyan Netflix dizisi The Crown çekimleri yapılırken Birleşik Krallık yönetiminde endişe yaratmış. Çünkü İngiliz tarihi ve bunun yanısıra saray ve sarayın başarı anahtarını tanımlayan protokol psikolojisini ve bu psikolojinin insan yaşamlarına nasıl etki ettiğini ele alıyor. Diziyi izlerken biz duygu ve düşüncelerimizi bilinçaltına tepikleyerek kendimizden saklıyorken, iletişimde olduklarımız buralara dokunacak bir durum yaratırsa onları savunma mekanizmalarımızla tarıyorken saray ve ahalisi ne yapmaz diye düşünmedim değil.
Diziyle ilgili yayınlanan haberlerde onların da yüreklerine indiğini ve en son muhalif gazeteciler vasıtasıyla nihayet dizinin 5. Sezon fragmanında "Anlatılanların gerçek olaylardan esinlenmiş kurgusal canlandırma" olduğunu yazdıklarını öğreniyorum.
The Crown senaryo stratejisi İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere, düzenlenmeye çalışılan sosyal yaşamın siyasete ve kraliyet ailesine etkilerini anlatıyor. Sakin, ihtişamlı görüntüler içeren bir atmosferde akan dizide yaşanıp yaşanmadığını merak ettiğim magazin mi , duygusal drama mı diye düşündüğüm etkileyici dialoglar dizi içerisinde yer alan detayların ilgimi çekmesine neden oldu.
Ancak Buchingkam Sarayı, kaleler, katedraller içerisinde asil bir güzellik algısı yaratan başrol oyuncusu Claire Foy ve kraliyet ailesi üyelerinin The Crown’un 2. Sezon itibariyle profesyonel makyaj ile yaşlandırılmak yerine oyuncu değişikliğine gidilmesi beni sadece sarayın büyülü dünyasının dışına atmakla kalmadı Netflix ten de attı.
Oysa ne güzel, bir taraftan kraliçenin büyülü suküneti içerisinde İngiliz görkeminin hakim olduğu kalelerin, sarayların içerisinde geziniyor , kraliyet mensuplarının, çalışanlarının yüzünde o dönemin hayatını, duygularını okumaya çalışıyordum ancak İlgim dağılmış o büyülü dünya bitmişti . Prodüksiyonun belgesel niteliğinin eleştirilerek kurgu drama olarak tanımlanmasının istenmesi , tarihi çarpıtma suçlamalarına maruz kalması , kraliçe henüz hayattayken saraydan gelen geri bildirimler gibi riskler halihazırda mevcutken böyle profesyonel bir işte bu kopukluğu neden seyirciye yaşattıklarını düşünmeye başladım.
Günlük hayatta bir durum ya da kişiyle ilgili herhangi bir rahatsızlık hissettiğiniz zaman siz ne yaparsınız ?
a. İçime atar kimseye birşey söylememeyi tercih ederim.
b. Mutlaka gider rahatsızlığımı bildiririm
c. İzler, done toplar, güçlü argümanlarla üstlerine yürürüm
d. Rahatsızlığımın nedenini kendime sorarım
Siz hangi şıkkı seçerdiniz bilmiyorum , seçeceğiniz her şık üzerinde uzun uzun yazmak isterdim. Şıkları kısaca değerlendirdiğimde üç şık içsel ve dışsal çatışmayı göze alabilecek enerjisel bir performans gerektirdiğini görüyorum. Bunların sonucunda çevreye yansıyan ya da yansımayan bir ötekileştirmenin olması kaçınılmaz bir sonuç olacak. Oysa benim amacım ‘rahatsızlık’ sorunumu çözmek ve bu rahatsızlık benim bireysel dünyamla ilgili. Sizler izlediğiniz zaman rahatsız olmayabilir, başka sahnelere negatif ya da pozitif düşünce ve tutumlar geliştirebilirsiniz. Günlük yaşamdaki her günümüzde olduğu gibi.
Bu nedenlerle ben (d) şıkkını tercih ederek zevk alabileceğim bir düşünce egzersizine başladım. Beni rahatsız eden şey neydi ? Tüm beklenti, istek, duygu, düşüncelerime ve onlara yüklediğim anlamlara mazaretsiz selam vereceğim bu şıkkı tercih etmek elbette biraz‘ cesur ‘ olmamı gerektiriyordu. Çünkü kaçabileceğim, başkasına atıf yapabileceğim bir ‘ama ‘ yoktu. Yaptığım düşünce egzersizleriyle dizide oyuncuların ani değişme metaforunun hayatımdaki kesinlikler karşısında nasıl bir tutum sergilediğime dair benim kendi sahneme ışık tuttuğunu söyleyebilirim. Gördüğüm sahneyi tabi ki sizinle paylaşmayacağım. Ancak şunu söyleyebilirim ki Netflix ve kraliçe ile ilgisi yokmuş.
Derdim zaten İngiliz protokol kurallarını eleştirmek ya da sorgulamak değildi. Kraliyet evrenini bir toplumsal kurgu olarak ele alıp yaşamlarımızdaki kurgular karşısında bizim ne yapıp yapmadığımıza örneklem oluşturmaktı. Çünkü rahatsızlıklarımızı nasıl çözdüğümüz kendimize ne kadar yakın olup olmadığımıza dair hem bize hem de iletişim halinde olduğumuz çevremize önemli ipuçları veriyor.
Ve görüyorum ki işimiz kraliçe kadar zor değilmiş. Buradaki yasalar bizim yazıp oynadıklarımız. Dolayısıyla sorgulayabilir, değişebilir ve en önemlisi gelişebilir. Yeter ki gerektiği kadar cesur olalım.
Tüm cesurlara sevgilerimle